New York Rehberi

Birçok kültürden insana ev sahipliği yapan New York 170 farklı dilin konuşulduğu müthiş bir metropoldür. Devamı yazımızda...

New York Rehberi’ne başlarken ilk tavsiyem, insanlık tarihinin ilk mega kentine yapacağımız gezi için kulaklığınızı takın ve New York için yazılmış yüzlerce şarkıdan birini açın! Ben bir tane önerebilirim, hemen şuraya koyuyorum 🙂

Filmlerde görmeye alışkın olduğumuz gökdelenleri, sokaklarında hep bir yerlere yetişmek için koşar adım yürüyen insanları ve gece gündüz devam eden canlılığıyla bana göre herkesin ölmeden önce bir kez görmesi gereken şehirdir New York.  Yalnız görmek yetmez tabi ki, bu şehri tanımadan sadece gezmiş olmak için gezilecek bir yer değil çünkü. Başkenti Albany olan New York eyaletinin en büyük ve en görkemli şehridir New York City.

Geçmişten günümüze anlatacak olursak Amerika keşfedildikten sonra 1615 yılında New York şehrini kuran Hollandalılar, buranın dünyanın en büyük doğal limanlarından biri olduğunu anlamış olacaklar ki şehre New Amsterdam diyorlar.  Hatta şehrin en popüler yeri olan Manhattan’ın yerlilerden 24 dolar değerindeki mal karşılığında alındığı söyleniyor. 1664’te Birleşik krallığa geçen yarım adanın o zamanlar İngiliz kralının kardeşi olan York ve Albany düküne ithafen adı tekrar değiştirildi ve New York oldu. Şehir 1778 yılında ABD’nin iki sene kadar başkentliğini de yaptı. 1827 yılında ise kölelerin muhafaza edildiği yer olarak karşımıza çıkıyor.  Tabi 1830’daki kölelik karşıtı eylemlere kadar. Daha sonra da kölelik karşıtı eylemlerin merkezi oldu. 20. yüz yıl başlarında sanayi şehri haline gelerek yoğun göç aldı. 1920’de Londra’yı geride bırakarak dünyanın en kalabalık şehir oldu. 1930’larda ise nüfusu 10 milyonu geçerek insanlık tarihinin ilk mega kenti oldu.

Şehir Bronx, Brooklyn, Manhattan, Queens ve Staten Island olmak üzere 5 bölgeden oluşur. Şehri gezebilmek için en yaygın ve ekonomik ulaşım şekli metrodur. 1904 yılından beri hizmet veren New York metrosu çok geniş bir istasyon ağına sahiptir neredeyse adanın her yerini metro kullanarak gezebilirsiniz. 11 Eylül terör saldırısında 4 istasyonu zarar gören ağın tamir edilmesi sadece 1 yıl 4 gün sürüyor. Bir diğer bilgi ise metro hattı 7/24 hizmet vermektedir. Ayrıca üzerinde üçgen reklam panolarının olduğu sarı-turuncu taksiler de oldukça ekonomik ve sayısı da fazla ve genellikle taxi yerine “cup” diye kullanılıyor. Amerikan ingilizcesi işte. Önemli bir diğer bilgi ise bu taksilerde kredi kartı da geçiyor olması. Bir diğer ulaşım şekli ise otobüs; pek tercih edilmese de genellikle yakın mesafe de kullanılıyor. Ayrıca turistlere özel kulaklıkla rehberlik yaparak tur düzenleyen otobüsler de tek başınıza gidiyorsanız denenebilir.

Gelelim nereleri nasıl gezeceğimize; gezilecek tüm yerlere olan yakınlığı dolayısıyla Manhattan’dan başlayalım. Bu bölge New York’un kalbi desem yeridir. Dünyaca ünlü Amerikan sembollerinin neredeyse tamamı burada yer alıyor. Aynı zamanda dünyanın finans merkezidir. Manhattan bölgesi zamanında Hollandalılar tarafından yerlilerden çok ucuza alınmış olabilir ama günümüzde dünyanın en pahalı yerlerinden biridir.  New York City deyince insanın biraz gözü korkuyor ama sanılanın aksine bu şehri gezmek çok kolay, çünkü mükemmel bir sokak düzeni var. Manhattan adayı boydan boya kesen bulvarlar ve bunları dik kesen caddelerden oluşuyor.  Caddeler de bulvarlar da sayılarla isimlendirilmiş. En ünlü bulvarı ise Broadway Bulvarı‘dır. Adayı boydan boya çapraz keser. Broadway’in diğer bulvarlarla kesiştiği yerde ise muhakkak bir meydan bulunuyor. Meşhur Times Square’de Broadway’in 7. Bulvar ile kesiştiği 47. Cadde üzerinde yer alır. 5. Bulvar New York‘ta gidilmesi gereken yerler arasına adını alışveriş noktası olmasıyla yazdırıyor. Dünyaca ünlü markaların mağazaları burada bulunmaktadır. Şöyle ki Paris için Şanzelize neyse New York için de Fifth Avenue odur. En görkemli yerler ise 59. ve 40.  Caddeler arasında yer alıyor. Burada bulunan Rockefeller Binası‘nın üst katına çıkıp New York’u ve diğer gökdelenlerin muazzam görüntüsünü izleyebilirsiniz. Buna Top Of The Rock deniliyor.  Bir başka manzara noktası ise 34. Cadde üzerindeki Empire State Building, yani Amerika denince akla gelen ve uzun yıllar dünyanın en yüksek binası sayılan gökdelendir. Buraya çıkmak için genelde sıra bekleniyor.

5. Bulvarın 59.  Cadde ile kesiştiği yerde ise Central Park  başlıyor. Park yaklaşık olarak 3 km alan üzerine kurulmuş.  Öyle ki sadece bu parkı gezmek için bile bir gününüzü ayırabilirsiniz. Parkın doğusunda ise meşhur zengin mahallesi Upper East Side var. Birçok ünlü dizi burada çekiliyor. 5. Bulvarın 40. Cadde ile kesişiminde ise New York Halk kütüphanesi (The New York Public Library) var. Gotik mimarisi ile dikkat çekiyor. Bryant Park ise birçok aktiviteye ev sahipliği yapıyor. Birine denk gelmeme ihtimaliniz oldukça düşük. Bu bulvar üzerinde 8. Caddede ki kesişimde bulunan Circle ve biraz güneye gittiğimizde 6. Caddenin kesişiminde bulunan Herald Square da gezilmesi gereken yerler arasındadır. Buralar alışveriş çılgınlığının yaşandığı yerlerden bazıları, turistler için burayı gezmek bir aktivite sayılıyor.  Flatiron Building ise 5. Bulvarın kesişiminde yer alan ilginç ve otantik bir yapıdır.  Bu yapı New York’un simgeleri arasındadır. Tam bulvarın bitiminde üçgen şekilde ihtişamıyla duran yapı iş merkezi olarak kullanılmaktadır. Chrysler ise New York’un simgesi halinde olan bir diğer gökdelendir. Broadway’in 4. Bulvar ile kesiştiği yerde ise Union Square var. New York’un görülmeye değer parklarından biri diyebilirim. Bu arada New York da bütün parklarda ücretsiz internet var. İlk duyduğumda halkı yoğun iş temposu arasında parka çekmek için olabileceğini düşünmüştüm.  Yoğun iş temposu derken görmeye pek alışık olamadığımız cinsten bir şey diyebilirim. Burada insanlar yemeklerini yürürken yiyor, sürekli hızlı hızlı yürüyerek bir yere yetişme çabasındalar. İnsanlar  “time is money” kavramının vücut bulmuş hali diyebilirim. New York çok turist alan ve bir o kadar da kalabalık olan bir şehir olduğu için bazen görünmez olduğunuzu düşünebilirsiniz.

Güneye inmeye başladıkça ortalık biraz renkleniyor ve  gangsta filmlerinde sıkça adı geçen Çin mahallesindeyiz (China Town). Burada tabelalar ve polisler Çinli, her yerde Çin kültürüne ait bir şey görebilmek mümkün. Biraz daha güneye doğru inince Little Italy denilen bölgeye geliyoruz. Evet burası da resmen küçük İtalya. Pizzacılar, İtalyan mutfağına özgü restoranlar, evlerin mimarisi kesinlikle İtalya atmosferi yaşatıyor.

Soho’yu duymayan varsa özellikle New York’a gidecek olan kadınlara duyurulur; burada çok güzel tasarım butikler ve vintage mağazalar var. SOHO’nun açılımı South of Houston yani Houston caddesinin güneyi demektir. Bir de NOHO var vaktiniz olursa buraya da gitmenizi öneririm. Burada meşhur High Line Park bulunuyor. Ayrıca Meatpacking Restoranları ve gece hayatıyla meşhur bir yer. En güneyde ise finans merkezidir. Sadece Amerika’nın değil tüm dünya borsasının kalbi burada atıyor desem yeridir. Ünlü Wall Street, New York Stock Exchange yani borsa binası, meşhur boğa heykeli hepsi burada yer alıyor. Grand tuvalet giysileri elinde kahveleri ile dolaşan çalışanları görünce film setinde olduğunuz hissine kapılabilirsiniz. Boğa heykeli ile fotoğraf çekinebilen şanslı insanlardansanız ne mutlu size! Genelde bu çevre turist kaynıyor desek yeridir çünkü. Bu arada Wall Street demişken, The Wolf of Wall Street’i izlemenizi de öneririm 🙂

Adanın sonuna geldiğimizde ise elinde meşhalesi ile Amerika’ya gelenleri karşılayan Özgürlük Heykeli ile karşılaşıyoruz. Bu heykel hakkında kısa bir detay vermeden geçemeyeceğim. Fransa tarafından ABD’ye verilen heykel Mısırdaki Süveyş kanalının Akdeniz’e açılan kapısı için Osmanlı Padişahı Abdülmecid tarafından yaptırılıyor. Bu konu üzerine birçok rivayet var ancak en kabul göreni bölgede bir kadın heykelinin hoş karşılanmayacağı ve karışıklık çıkacağı yönündedir. Dolayısıyla heykel birçok kısmı değiştirilerek kuruluşunun 10. Yılında dostluk nişanesi olarak Fransa tarafından ABD’ye hediye ediliyor. Diğer bir konu ise heykelin ilk yapımında Fransa’daki ünlü Eiffel kulesinin mimarı Gustave Eiffel’in de yer aldığıdır.  Bir rivayette de heykeli ünlü dikiş makinesi Singer’in kurucusunun eşinin yaptığı yönündedir. Bu kadar tarihini incelemişken kendisini görmemek olmaz. Liberty adasında bulunan heykele gidebilmek için Bettery Park içinden Statue of Liberty ve Ellis adasına giden feribotlara binebilirsiniz.

Manhattan ve Brooklyn’i birbirine bağlayan Brooklyn Köprüsü de görülmeye değer yapılar arasında yerini alıyor.  Yaya ve bisiklet trafiğine de açık olan köprü East River üzerinden geçiyor. Brooklyn, Manhattan’a göre biraz sakin bir yer. Burası gençler tarafından yeni yeni popülaritesi artan kafeleri ve tabi ki tiyatrolarıyla meşhur.  Müzikallere de gitmeniz benden size naçizane bir rehber tavsiyesidir.  Burada görülmesi gereken yerlerin başında Museum of Modern Art yer alıyor. New York’un en gözde müzesidir diyebilirim. American Naturel History ise bilim sevenlerin mutlaka gitmesi geren bir müzedir. Bu müzeyi daha önce birçok filmde görmüş olabilirsiniz. Metropolitan Museum of Art ise dünya tarihine ait sanat eserlerinin sergilendiği bir müzedir. Hazır buralara kadar gelmişken New York’un en büyük klasik müzik konserlerinin yapıldığı Carnigie Hall’a gidebilirsiniz.  Klasik müzik sevmeseniz de sırf sahneyi görmek içerideki akustiği duymak için bile gidilebilir.

Birçok kültürden insana ev sahipliği yapan New York 170 farklı dilin konuşulduğu müthiş bir metropoldür. Hatta ve hatta bütün kültürlerin minyatür yaşam alanını bulabileceğiniz yeryüzündeki nadir coğrafyalardan… Bu yüzden ortaya meşhur Amerika deyimi “aynı potada erimek” çıkıyor. Yani bir milli bütünlük söz konusu, herkes dışarıdan gelenler için Amerikalı statüsünde. Hal böyle olunca New York’a neden uyumayan şehir denildiğini biraz olsun anlayabilmek mümkün.

Sadece Amerika’nın değil dünyanın da en kozmopolit ve renkli şehrine rehberlik etmeye çalıştım. Ancak son bir rehber tavsiyesi vermek gerekirse atmosferinde yaşamadan anlaşılabilecek bir şehir değil New York. Ne kadar anlatırsam anlatayım eksik bir şeyler mutlaka olacaktır. Yine de merak edenlerle birlikte bir nebze de olsa şehir turu yaptık. Bir daha ki sefere bu yazıyı bavulunuzda, sizi de New York yolunda görmeyi ümit ediyorum…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir